Bu hafta Oflu yazar Metin Kondel ile çeşitli konularda oldukça uzun bir röportaj yaptık. Biz sorduk o cevapladı. Meğer 2012 Türkiyesi’nde yazar olmak ne kadar da zormuş. Daha önce çeşitli dergi gazete site ve bloglarda yayınlanmış yaklaşık 1000’e yakın makalesinden ve yazdığı Temelyon adlı roman ve diğer kitap çalışmalarıyla ile ilgili kendine sorular yönelttik. Bazen şaşırtıcı cevaplar aldık bazen kendi kavmine küsmüş bir yazarın klasik yalnızlık serüvenini gözlemledik. Metin Kondel’e sorduğumuz sorulara verilen cevaplar ilk soruyu unutturan başka bir soruya dönüştü çoğu zaman. İşte Oflu yazar Metin Kondel ile spor, edebiyat, siyaset ve kültürle ilgili yaptığımız röportajın tamamı.
Recep Arslan: Sayın Kondel öncelikle röportaj nedeniyle teşekkür ederiz. Sizi iyi tanıyan biri olmamıza rağmen yine de ofunnabzi.com okuyucuları adına sormak istiyorum. Oflu yazar Metin Kondel kimdir? Beyaz bir tavşan gibi siyah bir şapkadan mı çıktı bu yazar?
Metin Kondel: (Gülüyor) Öncelikle ofunnabzi.com gazete ve site yönetimine orada çalışan arkadaşlara şahsıma gösterdikleri ilgi için teşekkür ediyorum. Evet, Metin Kondel kimdir sorunuzun cevabı gerçekten zor. Belki bu sorunun cevabını ben hariç herkes verebilir. Ama benim vereceğim cevap Metince bir cevap olur. Dolayısıyla Metin Kondel onu tanıyanların söylediğinden ve yazılarını okuyanlar akılalrındaki yazardan çok farklı birisi değildir. Beyaz bir tavşan gibi siyah bir şapkadan mı çıktı Metin Kondel? sorunuza gelirsek; hayır siyah bir tavşan olarak beyaz bir şapkadan çıktı dense daha doğru olur. Evet şaka bir yana Metin Kondel içinde yaşadığı toplumda kaçınılmaz bir sonuçtur.
Recep Arslan: Biraz klasik başladık röportaja ama biraz kendinizden bahseder misiniz sizi tanımayanlar için?
Recep Arslan: Yani geçmişte yazdığının bedelini ödemiş bir yazarsınız?
Metin Kondel: Evet, bir nevi öyle.
R.A: Geçmişte dediniz de; Of’ta belli çevrelerde yazar Metin Kondel ile ilgili şartlı bir algılama söz konusuydu. Yani bir tür problem olarak görüldünüz hep. Bu algılamanın ne kadarı sizinle ne kadarı o şekilde algılayan kesimlerle alakalı. Cidden hep merak ettiğim bir konu.
R.A: Yani siz sizinle alakalı Of’taki bazı kesimlerde oluşan yanlı algının o kesimlerin bir tür feodal arızası olarak görüyorsunuz. Ve ben sadece kelimelerle onlara ayna tuttum mu demek istiyorsunuz?
M.K: Evet evet. Demek istediğim tam da buydu. Ben feodal bir yapıdaki yalancı düzende yazdığının bedelini beş yıl işsiz kalarak ödemiş bir yazarım. Onun için insanlara söyleyeceğim şeylerin bir türlü arkasını alamıyorum.
R.A: Anlıyorum. Yani Metin Kondel bir feodal beyin, bir partinin, bir cemaatin ısmarladığı sipariş bir kalem değildir. Çilesini çekmiş özgün bir kalemdir…
M.K: Çilesini halen çekmekte olan..
M.K: (Gülüyor) Oflular beni anlamayınca mecburen Haşmet Ağabey’e yöneliyorum. Şaka bir yana Haşmet Babaoğlu’yla ilişkim çok ilginç. Her şey ona attığım bir küfür mailiyle başlamıştı. Beş altı yıl öncesiydi. Hararetli Türkiye gündeminin ortasında çiçekten böcekten bahseden bir yazı yazmıştı. Okudum ve her Oflu gibi kızdım. Belki ondan daha büyük şeyler bekliyor olmamdan kaynaklanmıştı. Kızmakla kalmadım adama bir de küfrettim. Beni ciddiye aldı ve karşı bir mail yazdı. Maili açtığımda acaba böylesine bir hakaret için avukatlara ne kadar para ödemem gerekiyor diye düşünüyordum. İlginçti. Haşmet ağabey kurduğum cümlelerden beni birkaç cilt yazmışım gibi okudu. Bir daha böyle bir şey yazma dedi. Yani bana o anda hak etmediğim bir değeri verdi.
R.A: Yani küfürlü bir mail senin yazarlık kariyerinin çıkışı oldu.
M.K: Sonra ben de kendimce bir şeyler yazmaya başladığımda iki yazımı yayınladı köşesinde. Birisi ‘’İyilik Nasıl Yapılır?’’ başlıklı bir yazıydı ki Haşmet ağabey yazıyı yayınladığında çok utandım. Mail atıp küfrettiğim bir yazar yazımı ulusal bir gazetede yayınladı. Sonra ‘’Onlar Kahramanlar!’’ adlı bir yazımı daha yayınladı. Yani beni yazarlığa bir nevi Haşmet Babaoğlu keşfetti ya da cesaretlendirdi de diyebilirim.
R.A: Anlıyorum. Bir süre Taka gazetesinde spor yazdığınızı ve sonradan bıraktığınızı biliyorum. Taka’dan ve iyi bir okuyucu kitlesi olan İnternetspor’dan neden ayrıldınız?
R.A: İnternetspor’dan da iki kez atıldığınızı söylemiştiniz.
M.K: Evet. Türkiye’nin en çok ziyaret edilen spor sitesinden iki kez ihraç edildim. Birincisi ‘’Fatih Terim Trabzon’dan Defol!’’ başlıklı sert bir yazıydı. O yazıdan sonra altı ay dinlendirildim. O yazının arkasında durulmadığı için Türkiye 2010 Güney Afrika’da düzenlenen dünya kupasına gidememişti. Türk spor basınının gönüllü Fatih Terim körlüğüne bir isyandı aslında. İkinci yazı Fenerbahçe’nin sistematik şike soruşturmasıyla ilgili tutuklanan başkanı Aziz Yıldırım’ı eleştiren bir yazıydı. Şikeden çok önce. Yani orada da durum can sıkıcıydı. Türkiye’de bir üç büyük takım terminolojisi var yalan yanlışlarla dolu, o çarpık terminolojiyle konuşup yazmak Türkiye’de futbol yorumculuğu maalesef. Doğal olarak orayı da bıraktım.
R. A: Bir sohbetiniz de Bursaspor’u ben şampiyon yaptım, demiştiniz. Bu ne demek?
R.A: Sayın Kondel isterseniz ilk kitabınız Temelyon’a dönelim biraz. Bu Romeyika dilinin birkaç cümle de olsa kullanıldığı ilk roman yanlış bilmiyorsam. Neden Temelyon da başka bir şey değil? Bir de kitabı Solaklı deresi kurbağalarına adamışsınız? Doğru mu bu?
M.K: Evet, Neden Temelyon’dan başlamak gerekirse; aslına bu Temel artı Napolyon demek. Yani geçmişte devletin Karadeniz’e resmi bakış açısının sonucu bir tipti Temel. Bu devletin Kürtlerle ilgili kart kurtu gibi bir şeydi. Zannedildiğinin aksine Temel sivil bir insan profili değildir; siyasi yönü merkezce budanmış resmi bir kişiliktir. Ve hayatın ona dayattığı komedinin yanında sanki cesareti olmayan sığ birisiydi. Bir nevi aptal ve düşünce özürlü bir tip. Oysa Temelyon ordularla ülkeler fetheden Napolyon’un –tartışmaya açık olsa da—cesaretiyle daha bir dengelenmiş tip. Evet, bence Solaklı deresi kurbağaları bir kitabı hak ediyordu. Bu adamayla sırf bir çevreci olduğumu vurgulamak istememiştim aslında. Ama içinde yaşadığı toplumun sorunlarını dillendiren bir yazar olarak birden kendimi çevreci olarak buldum.
M.K: Aslında benim bu romanla yapmaya çalıştığım şey yazının ve edebiyatın sürekli görmezden geldiği bakir bir alanı bir parça harmanlamaktı. Bunun için de iyi bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyorum. Rize İkizdere, Of ve o zamanki haliyle Çaykara ve hatta Sürmene. Çok az insanın çocukluğu böylesine farklı yerleri birbirine bağlamıştır. Bütün hikaye buradaki doğal hayatı, herkesin herkesle hemdem olabildiği, varlığın kibri dallayıp budaklamadığı bir dönemde insanların duygularının arşivini tutmaktı. Belki ilk romanım olduğu için kurgusu ve yazınsal sabrı yeterli olmayabilir Temelyon’un ama salt çıplak bir hayat var romanda. Neler kaybettiğimize gelirsek. Bugün ki insan ilişkilerine baktığımda sorunun cevabı ‘’neler kaybetmedik ki’’den ibaret. Çok şey kaybettik hem de çok şey.
R.A: Peki nasıl ilgi romana, insanlar nasıl karşıladı Temelyon’u. Kendilerinden bir şeyler bulabildiler mi romanda?
M.K: (İçini çekiyor ve tebessüm ediyor.) Keşke Ofluların sülaleleriyle ilgili bir çalışma yapsaydım. İşim daha kolay olurdu.
R.A: Neden?
M.K: Her yazarın ilk romanında yaşadığı zorluklardan çok daha fazlasını yaşamıyorum aslında. Ama anlayamadığım bazı şeyler var. Oflu bir yazarın romanı tüm Türkiye’de D&R kitap mağazalarında satılıyor ve kıyamet kopmuyorsa kimse kıyameti beklemesin. TOKİ’nin bastırdığı ve Ofluların secereleriyle ilgili bir kitap sırf Habertürk’te Murat Bardakçı tarafından reklamı yapıldığı için Of’a geldiği gün bitti yüz kitap. İçinde ne var peki kitabın; hiçbir şey. Bir buçuk yıl emek verdiğim Temelyon ise raflarda duruyor. İşte böyle bir yerde yazar olmak benimkisi.
R.A: Anlıyorum.
M.K: Artı şu da var. Önceki valisi (Nuri Okutan) sırf soyadı okutan olduğu için okullarda saatikonulmuş bir yerdesin. Dahası şu; kaymakamlar valiler kitap okuyanlara çeyrek altın veriyor. Aklınız alıyor mu? Yani bu şunu gösteriyor. Kültürel açıdan bitmişmişiz. Devlette kültür için dağıtacak altın var ama devlet onu kendini kutsayanlara dağıtıyor. Ben de sivil ve bağımsız bir yazar olarak yazdıklarımla baş başa kalıyorum.
R.A: Peki medyanın ilgisi nasıl Oflu ve aynı zamanda Trabzonlu bir yazara.
554 defa okundu...





Üç aylar başlıyor








FAHRİ HACICAFEROĞLU
İşyerlerini kapatın maça gidiyoruz!

Of'ta doğalgaz dönüşümü başladı. Evinize doğalgaz almayı düşünüyor musunuz?
METİN KONDEL
HAYRAT BİR ŞEY
HAMİT KÜÇÜKAKYÜZ
MUHALİF OKURLARIM BU YAZI SİZİN İÇİN...
ABDURRAHMAN AKÇAY
FAİZ ! ALLAH VE RESULU İLE SAVAŞMAKTIR
OP.DR. İDRİS KURTULUŞ
YAZ İSHALLERİNE DİKKAT!
FAHRİ HACICAFEROĞLU
İŞYERLERİNİ KAPATIN MAÇA GİDİYORUZ!
M. MUHSİN AKSOY
YORGAN GİDİYOR KAVGA BİTMİYOR!
CELAL DEMİRTAŞ
DİNDAR NESİL
HASAN İNAN
ÖRÜMCEK YUVASINA SIĞINANLAR (!)
RECEP ARSLAN
HERŞEYE SERBEST KURAN'A YASAK
Gözütok'la kooperatifçiliği konuştuk
Teleferik kazası nasıl oldu? VİDEO HABER
Başbakan, Trabzon'da boş tribünlere konuştu!