Sağlık Haberleri Tümü

Hekimler de isyanda: TIP bu değil!

Tıp bu değŸil, İlknur ArslanoğŸlu'nun editörlüğŸünü yaptığŸı, Prof. Dr. Ahmet Aydın, Prof. Dr. Ahmet ܖzdoğŸan,
Uz. Dr. Ali Rıza ܜçer, Doç. Dr. Bülent Kara, Prof. Dr. Gülümser Heper, Prof. Dr İlknur ArslanoğŸlu, Uz. Dr. Kaan ArslanoğŸlu, Cumhuriyet yazarı Mustafa Sönmez, Yard. Doç. Dr. Osman Elbek, Uz. Dr. UğŸur Yılmaz ve Dünya Gazetesi yazarı Uz. Dr. Yavuz Dizdar'ın makalelerinin bulunduğŸu ilginç bir kitap.

Kitap aslında konuyla yakından ilgisi olanlara yeni bir şŸey söylemiyor, çünkü kitapta yer alan görüşŸlerin hemen hepsi değŸişŸik zamanlarda, değŸişŸik ortamlarda yer almışŸtı. Ancak hepsinin derli toplu bir arada yer alması, kendisini kutsal gibi gösteren Tıbbın, artık ciddi ciddi sorgulanması gereken bir otorite olduğŸunu çarpıcı şŸekilde gözler önüne seriyor.

Kitabın ilginç noktalarından biri de "Tıp bu değŸil" başŸlıklı bir bildiride imzası bulunan bir grup hekimin seslerini daha genişŸ kesimlere duyurmak amacıyla hayata geçirilmişŸ olması.

Dr. Ahmet Aydın, Dr. Ahmet ܖzdoğŸan, Dr. Ali Rıza ܜçer, Dr. Bülent Akman, Dr. Bülent Kara, Dr. Ercan Duman, Dr. ErdoğŸan ܖzden, Dr. Gülümser Heper, Dr. Hasan Basri Aksoy, Dr. İlknur ArslanoğŸlu, Dr. Kaan ArslanoğŸlu, Dr. Mutluhan İzmir, Dr. Osman Elbek, Dr. Osman Gürsel Erkılıç, Dr. Tolga Binbay, Dr. UğŸur Yılmaz ve Dr. Yavuz Dizdar'ın imzasını taşŸıyan TIP bu değŸil adlı metinde, "SağŸlık alanında doğŸruyu yanlışŸtan ayırt etmek sadece halk için değŸil, hekimler için de çok zorlaşŸtı. Hangisi bilimsel tıbbın gereğŸidir, hangisi ticari tıbbın, hangisi şŸarlatanlığŸın son numarasıdır... bizler için bile ayırt etmesi güçleşŸti" deniliyor.Devletin sağŸlık alanını denetleyememesinden şŸikayet edilen ve koruyu hekimliğŸin neredeyse unutulduğŸuna dikkat çekiliyor ve "Tıp artık şŸu dayatmayı kabullenmişŸ: İnsanlar bol bol hastalansın, sağŸlıklı yaşŸamalarına kafa yormayın, olabildiğŸince sağŸlıksız ama hayatta kalsınlar, biz de onları bol bol tedavi edelim, en pahalı yöntemlerle, çok para kazanalım. Sektör büyüsün"

NORMAL KABUL EDİLEN DURUMLAR BİLE KAZANCA DܖNܜşžTܜRܜLܜYOR


GeçmişŸte “normal” kabul edilen durumların bile tanı ve kazanç haline dönüşŸtürüldüğŸüne dikkat çekilen metinde, başŸarı rakamları ile bile oynanarak halkın cebinin. beden ve ruh sağŸlığŸının tehdit edildiğŸi belirtiliyor.

"Günümüzde halk, tıbbı her şŸeyden önce bir ticaret gibi görüyor. Tıbbın doğŸruları diye onlara medyadan sunulanlar güvensizliğŸi iyice artırıyor. Korkunç büyüklükteki sözde “bilimsel” medikal sektörün yanı sıra onunla yarışŸan bir şŸarlatan tıp sektörü doğŸuyor, yine medyanın yardımıyla. Meslek saygınlığŸımız kalmadı gibi bir şŸey. Her sorumlu doktor kendi saygınlığŸını kurtarma derdinde." ifadesine yer verilen metinde imzası bulunanlar, amaçlarını, durumdan rahatsız olanları bir araya getirmek, gücü görmek ve güçleri birleşŸtirmek olarak açıklıyorlar.

Kitabın ilk makalesine imza atan sol görüşŸlü yazar ve hekim Kaan ArslanoğŸlu, "Bu kitabın yazarları değŸişŸik siyasi görüşŸlerde ve kanatlardadır. SağŸlık alanındaki siyasi görüşŸleri birbiriyle hayli örtüşŸmektedir, ama o bile tam değŸildir, böyle bir şŸey zorunlu da değŸildir. Daha fazla ayrışŸmaya ve kavgaya neden olmasın diye, başŸtan vardığŸımız ortak bir iradeyle, sağŸlık alanındaki siyasal duruşŸları öne çıkarmayı özellikle istemedik. ܖrneğŸin TTB ve izlediğŸi politikalar konusunu da açmadık" dedikten sonra şŸu satırlara yer veriyor: "Sol görüşŸlü hekimlerin çok büyük çoğŸunluğŸu, şŸimdi bu kitapta günümüzün modern tıbbını eleşŸtiren ve doğŸrusuna işŸaret eden yazıların tamamına olmasa da büyük bölümüne katılacaktır. HattÜ¢ sağŸ görüşŸlü hekimlerin de belli bir bölümü o görüşŸleri destekleyecektir. Burada konunun cidden en can alıcı noktası, yaşŸamın tüm alanlarında olduğŸu gibi, “neye öncelik verdiğŸinizle” ilgilidir.
ܖncelikleriniz başŸka şŸeylerse, sözle kabul edeceğŸiniz, fakat öncelikleriniz içinde yer almayan doğŸruları pek kolay gözden çıkarırsınız. ܖrneğŸin tabip odalarında sağŸlık politikalarının ötesinde siyaset yapmak diye bir önceliğŸiniz varsa, sağŸlık konusundaki politik mücadelenizi zayıflatmak pahasına onda ayak dirersiniz.
Ne yazık ki politiklerimizin ezici bir çoğŸunluğŸu “politika yapmak”tan farklı bir şŸey anlıyor. Gerçek şŸöyle ki, “doğŸru bir tıp pratiğŸi” için mücadele edenlerin büyük çoğŸunluğŸu aynı zamanda politik insanlar ve öncelikli olarak sağŸlık politikalarıyla ilgilenmeyi zül addedecek kadar keskin politik insanlar"

Ve kitabın niyetini net şŸekilde şŸu paragraf ile açıklıyor ArslanoğŸlu: "Bu kitabın amacı tıpta doğŸrunun ne olması gerektiğŸini yeniden ateşŸli bir tartışŸma haline getirecek hevesi yaratmaktır her şŸeyden önce. “DoğŸru” “büyük politika”lar herhalde yaşŸanan hayattaki, halkın yaşŸadığŸı hayattaki gerçek doğŸrulara oturan politikalardır. Bazen en etkili siyaset başŸlangıçta siyaset gibi görünmeyendir."


Kitapta imzası bulunan isimlerin makalelerinde yer alan TIP'la ilgili ilginç tespitler ise şŸöyle:

KOLESTROL YܜKSEKLİğžİ KALP KRİZİ YAPAR YALANI

Prof. Dr. Ahmet Aydın: Yıllardır “kolesterol yüksekliğŸinin kalp krizi yaptığŸı” iddiası ile insanları kandıranlar, uzun zamandır bizlerin söylediğŸi, fakat nedense tıbbi mafya tarafından yok sayılan gerçeğŸi ağŸızlarından kaçırdılar. Evet, geçenlerde ünlü tıp dergisi New England Journal of Medicine’de yayınlanan ilaç firmasının desteklediğŸi bir araşŸtırmada “Kalp krizi geçiren insanların yaklaşŸık yarısının kolesterolü yüksek değŸil, tam tersine tam tersine kolesterolleri son derece normal” olduğŸu kabul ediliyor.

Yani anlayacağŸınız kolesterolü yüksek olan da, olmayan da koroner kalp hastalığŸı geçiriyor! Yıllardır nasıl kandırıldığŸınızı anladınız mı? Ama utanmaz kolesterol lobisi bu gerçekten hareketle “kolesterol düşŸürücü ilaçları (statinleri) artık kullanmayın” diyeceklerine normal kolesterolü olanlar da bu ilaçları kullansın istiyorlar. ܇ünkü bu zararlı ilaçların faydalı bir yanı da var; iltihabı azaltıyorlar. Tıbbi mafya tamamen duygusal (!)
nedenlerle pahalı ve birçok yan etkisi olan bu ilaçların yerine, ucuz ve yan etkisiz iltihap azaltıcıları (balıkyağŸı, D vitamini, baharatlar, otlar, vb.) hiç önermiyor. Evet, bunlar vicdansız. Daha fazla kazanmak için bilimi de tahrif etmekten çekinmeyerek her şŸeyi göze alabiliyorlar.

܇OCUKLAR İ܇İN UYUşžTURUCU MADDE GİBİ BESİNLER


Prof. Dr. Ahmet Aydın: şžu anda çocukların en fazla yediğŸi; Hamburgercilerde verilen yemekler, kola, gazoz ve meyve suları, gofret ve çikolatalar, cipsler, meyveli yoğŸurt ve meyveli sütler... İngiltere okul kantinlerinde
bu gibi yiyeceklerin satılmasını seneler önce yasakladı.

Bu gıdaların ortak yönü hızla emilen şŸekerlere sahip olmaları. Bir uyuşŸturucu madde gibi çocuklara veriliyor. ܇ocuklar da kısa bir süre içinde bu şŸekerleri ruhsal ve bedensel çeşŸitli hastalıklara çeviren makinelere dönüşŸüyorlar. ܇ocuklara yönelik gıda reklamları büyük ölçüde kısıtlanmalı. Okul kantinlerinde abur cubur gıdalar, kolalar ve diğŸer gazlı meşŸrubatın satışŸı yasaklanmalı.

Anneler çocuklarına beslenme çantaları hazırlamalı. Daha büyük çocuklar sefertası ile evden okula yemek getirmeli. Okul yemekhanelerinde kaliteli yağŸlarla yapılmışŸ tencere yemeklerinin yapılmasını sağŸlamalıyız. Makarna, pilav, beyaz ekmek, börek, cips, kek gibi tahıldan zengin yiyecekleri iyice azaltmalıyız.

TIP ܖğžRENCİLERİNE TIBBIN KARANLIK YܜZܜ ANLATILMALI

Prof. Dr. Ahmet Aydın: Son yirmi beşŸ yıldan beri tıp ve tüketim kültürü, kontrolden çıkmışŸ bir hengÜ¢menin içinde sürükleniyor. Hayat kurtarması, hastaları iyileşŸtirmesi beklenen “beyaz önlüklü” tıp, her ne pahasına olursa olsun daha çok satmak isteyen “siyah şŸapkalı” agresif bir endüstriye dönüşŸtü. İşŸte öğŸrencilere modern tıbbın karanlık yüzü iyice anlatılmalıdır. PisliğŸi halının altına süpürmek olarak tanımladığŸımız semptomları tedavi etmek, rantiyeci tıbbın kÜ¢rına kÜ¢r katıyor ama hastalara faydadan çok zarar veriyor. ܖğŸrencilere verilen derslerde hastalık oluşŸum mekanizmaları iyice anlatılmalı ve hastalıkların gerçek nedenleri üzerinde durulmalı. Hastalıklardan korunmanın tedavi etmekten çok daha kolay ve ucuz olduğŸu anlatılmalı. Tabii hastalıklardan korundukça hekimlerin gelirlerinin azalacağŸı da aşŸikardır. Belki de işŸin özü burada. Birinci basamakta çalışŸan hekimlerin geçim sıkıntısında oldukları ayan beyan ortadadır. Bir tarafta milyonlarca liralık reçetelere imza atmak, öte tarafta geçim sıkıntısı.

BİTKİSELLİK ADI ALTINDA YAPILAN TIP SܖMܜRܜSܜ


Prof. Dr. Ahmet ܖzdoğŸan: Biz toplum olarak kelimeleri çok çabuk tüketiyoruz. Son zamanlarda en çok tüketilen kelime “BİTKİSEL”. Sanki ilaç bitkisel oldu mu bir yan tesiri olmaz. Diyelim ki bir çalışŸma yaptınız, kekik veya papatya kullandınız, bu çalışŸma sonucunda vücut için yararlı bir preparat ortaya çıktı. Ama hangi kekiğŸi veya papatyayı kullandınız? O madde ne zaman, nasıl, hangi ortamda yetişŸti? Kaç gram kullandınız? KullandığŸınız kişŸide ne gibi hastalıklar var? Böyle yüzlerce soru sorabiliriz. Ama insanlar televizyona çıkıyor, hiçbir eğŸitimi yok, hele ki tıp eğŸitimi hiç yok, bu şŸuna iyi geliyor, buna da iyi geliyor deyişŸ, satışŸ ve pazarlama teknikleriyle bizi aldatıyorlar. Bakalım insanlar hangi durumlarda aldanıyorlar?
1) Kanser gibi çaresiz bir hastalığŸa yakalananlar,
2) Kronik şŸeker, böbrek problemi, romatizma gibi hastalıkları olanlar,
3) GençleşŸmek isteyenler,
4) Cinsel bozukluklara maruz kalanlar,
5) Kendini daha iyi ve dinç hissetmek isteyenler,
6) Kilo problemi olanlar, bu satıcı ve pazarlamacıların ağŸına kolay düşŸüyorlar. Enteresan ki, okumuşŸ-tahsilli dediğŸimiz insanlar da bunlara dahil. Hangi araşŸtırmaya, hangi çalışŸmaya dayalı, kanıt var mı, yok mu?
AraşŸtırmadan hemen ürünü alıyorlar. Peki o ana kadar kullandıkları ilaçlarla bu ürün etkileşŸirse ne olur, düşŸünüyorlar mı? Yok. Peki, bu ürünün içinde katkı maddeleri birikip (ağŸır metal gibi) uzun vadede ne gibi zararlar veriyor düşŸünüyorlar mı? Hayır.

DOKTOR ܖNCE TEDAVİ şžEKLİNİN HASTAYA VERECEğžİ ZARARI DܜşžÜœNMELİ!.


Prof. Dr. Ahmet ܖzdoğŸan: ܖzellikle bir noktaya dikkat çekmek isterim: ܇ocuk senede bir-iki kez boğŸaz enfeksiyonu geçirmişŸtir, anne-babası, tüm aile (anneanne, babaanne,dedeler) size gelmişŸtir.
Muayenede tabii ki bademciklerini büyük bulacaksınız. Bir-iki kez de aile uykusuz kalmışŸtır ve çocuk zor nefes alıp vermekte, ağŸzı açık uyumakta ve sürekli burnuyla oynamaktadır. EğŸer hemen siz buna bademcik-genizeti operasyonu derseniz, hayatı boyunca o çocuğŸun başŸka kronik hastalıklarına sebep olursunuz. ܖnce bu çocukta alerjiye, kulağŸının işŸitip işŸitmediğŸine bakmalısınız, alerjisi varsa kesinlikle “bademcik operasyonu’’ yapmamaya çalışŸmalısınız. ܇ünkü yapacağŸınız alerji tedavisiyle o büyük gördüğŸünüz bademciklerin tamamen küçüldüğŸünü göreceksiniz, sadece bir geniz eti operasyonu ile çocuğŸu kurtaracaksınız. Daima bizim şŸunu düşŸünmemiz lazım; biz bu tedaviyle (ilaç veya cerrahi) bu kişŸiye ilk önce ne zarar veririz, kısa vade ve uzun vade, ayrıca ne kadar tedavi ederiz. Bunun için özellikle cerrahi tedavi öncesi çok ciddi bir sorgulama (anamnez) ve ileri tetkik gerekir. Basit bir hemogram (kan tetkiki) ile bu olmaz, burada aileyle, KBB’yle, başŸ-boyun cerrahisiyle, çocuk hastalıkları uzmanıyla birlikte karar verilmeli. Aile her türlü konuda bilgilendirilmeli. ܇ünkü sizin o anda vereceğŸiniz bademcik operasyonu sonrası bu çocuk ömür boyu farenjitten kurtulmayabilir...

İLA܇ PAZARLAMA LOBİLERİ VE FUARA DܖNܜşžEN TIP KONGRELERİ


Uz. Dr. Ali Rıza ܜçer: .... ilacının’nın kemik erimesi, kırık riski ve kolesterol yükselten yan etkileri göz ardı edilmiyor mu? Bu kemik komplikasyonlarının önlenmesi için ..... firmasının .... adlı ilacının tedaviye eklenmesi, yükselen kolesterol seviyelerini düşŸürmek için de bu hastalara statinlerin verilmesi endüstrinin pazar genişŸletmesi yeteneğŸinin parlak bir örneğŸi olsa gerek.

ܜrün pazarlaması ve fuar etkinliğŸine dönüşŸtürülen tıbbi kongreler de yeni ürünlerin kullanımının yaygınlaşŸtırılması için devreye sokuluyor. Endüstrinin lobi örgütleri hükümetleri, sağŸlık bakanlıklarını, bürokrasiyi, medyayı, üniversiteleri, akademia mensuplarını, doktorları, hastaları, hasta yakınlarını ve tüm toplumu yönlendiriyor.

ܖNܜMܜZDEKİ ON YILDA HERKESE CERRAHİ MܜDAHELE YAPILACAK!


Uz. Dr. Ali Rıza ܜçer: .... 2010 yılında yatan hasta sayısı 10.5 milyon. Bunun 2.7 milyonu özel hastanelere ait. Oysaki 2002 yılında yatan hasta sayısı 5.5 milyon, özel hastanelerde yatan hasta sayısı 550 bindi. 2010 yılında toplam ameliyat ve cerrahi girişŸim sayısı 8.6 milyon. Bunun 1.8 milyonu özel hastanelerde uygulanmışŸ. Toplumun %11:5’u her yıl ameliyat ya da cerrahi girişŸim oluyor. Bu ameliyatların 5 milyonu büyük-orta ölçekli ameliyatlar, 3 milyonu küçük ölçekli ameliyatlar. Hiç artışŸ olmasa bile önümüzdeki 10 yıllık periyotta herkese ameliyat ya da cerrahi girişŸim yapılacak. Oysa ki 2000 yılında toplam ameliyat sayısı 1.6 milyon, özel hastanelerdeki ameliyat sayısı 225 bindi.

SEZARYEN DOğžUM ORANLARI DEHşžET VERİCİ



Uz. Dr. Ali Rıza ܜçer: Sezaryen doğŸumların tüm doğŸumlar içindeki payı %46. Devlet hastanelerinde sezaryenle doğŸum oranı %41, özel hastane ve üniversite hastanelerinde %65. Mükerrer sezaryen oranı ise %20.3 Oysaki sezaryenle doğŸumun vajinal doğŸumun güvenle tamamlanmasının mümkün olmadığŸı durumlarda veya vajinal doğŸumla birlikte bebek veya annede hastalık veya ölüm oranında belirgin artışŸ riskinin bulunması halinde uygulanması gerekiyor. OECD üyesi 34 ülke arasında en yüksek Sezaryen oranı Türkiye’de. 2009 yılında her bin canlı doğŸumdan Finlandiya’da 157’si, Fransa’da 200’ü, İngiltere’de 273’ü, Almanya’da 303’ü, ABD’de 323’ü (2008 verisi) Sezaryenle doğŸum iken Türkiye’de 427’si Sezaryenle doğŸum.1 Dünya SağŸlık ܖrgütü tarafından konulan hedef ise %5-15. Sezaryenle doğŸumun böyle yüksek oranlarda olması tıbbın ticarileşŸtirilmesi-piyasalaşŸtırılmasının göstergesi.

TIBBİ A܇IDAN CİDDİ BİR BAşžARISIZLIK SܖZ KONUSU



Dr. Bülent Kara: Tıp doğŸuşŸundan itibaren hastalıkları önlemeye, önleyemiyorsa tedavi etmeye, tedavi edemiyorsa rehabilite etmeye çalışŸmışŸ, insanların fiziksel ve ruhsal yönden daha sağŸlıklı yaşŸayabilmesini amaçlamışŸ, sağŸlıklı bir toplumun da ancak uygun yaşŸam koşŸullarına sahip sağŸlıklı bireylerden oluşŸabileceğŸi yaklaşŸımını benimsemişŸtir. Bu amaç gözetildiğŸinde hasta sayısının ya da hastalıkların artması tıbbi açıdan ciddi
bir başŸarısızlıktır. Oysa, sağŸlık sisteminde piyasa kurallarının giderek daha fazla hakim olduğŸu günümüzde, sistemin devamlılığŸı hastalık ve hasta sayısında artışŸ ile mümkün kılınmışŸ durumda. İnsan bedeni ve sağŸlık üzerinden daha fazla artı değŸer üretimi söz konusu olduğŸunda hasta sayısının azalması sistemin sonunu getirecek bir felaket olarak algılanmakta. SağŸlık sistemi bu kaygılarla şŸekillendirildiğŸi oranda giderek tıbbın
temel felsefesinden uzaklaşŸıyor.

İYİ SAğžLIK HİZMETİ PAHALI TEKNOLOJİ DEğžİLDİR



Dr. Gülümser Heper: İyi SağŸlık Hizmeti Pahalı Teknoloji Kullanımı DeğŸildir! İyi sağŸlık hizmetinin sınırlı ekonomik gücü olan ülkelerce verilebileceğŸi ispatlanmışŸtır. ܖrneğŸin ܇in, Jamaika, Küba gibi düşŸük kişŸi başŸı geliri olan ülkelerde, toplam yaşŸam süresi, çocuk ve anne ölüm oranı gibi sağŸlık indeksleri gelişŸmişŸ ülkelerle mukayese edilecek boyuttadır. İleri teknoloji ithaline sıkı blokaj politikası uygulayan Küba’da, kişŸi başŸı milli gelir USA’nın yirmide biri olmasına karşŸın, iyi sağŸlık hizmeti ve uzun yaşŸam beklentisi başŸarılmışŸtır.

ARTIK HASTALIKTAN HAZ DUYANLAR VAR


Dr. İlknur ArslanoğŸlu: Hastalıktan haz duyanlar var. Otuzlu yaşŸlarından beri en büyük zevkleri gece hastane
acillerine gitmek olan karı-koca akrabalarımı son ziyaretimde düşŸkünlük derecesindeki mütevazı ev yaşŸamlarını tasarım harikası bir ilaç kutusunun süslediğŸini gördüm. Günün olası ilaç alım saatlerine göre bölümlendirilmişŸ kişŸisel kutularının ilgili gözlerine ilgili saatlerde alacakları ilaçları büyük bir özenle yerleşŸtiriyorlardı.

SAğžLIğžA HARCADIK܇A SAğžLIKLI MI OLUYORUZ?



Yazar Mustafa Sönmez: SağŸlık harcamalarının artmasını çeşŸitli etkenlerle açıklamak mümkündür. Birincisi, kapitalizmin hava kalitesinden su kalitesine kadar insan sağŸlığŸını etkileyen çevreye verdiğŸi zararla ilgilidir. Nüfusun kentlere yığŸılması ile birlikte bozulan hava kalitesi çeşŸitli solunum hastalıklarına davet çıkarmakta, özellikle yoksul kesimlerin kullandığŸı sudaki kirlilik çeşŸitli hastalıkları tetiklemekte, sağŸlıksız konut koşŸulları kente yığŸılmışŸ topluluklarda hastalıkları artırmaktadır. Gıda üretiminde yaşŸanan sağŸlıksız süreçler, GDO’lu gıdaların piyasalara sürülmesi, başŸka hastalıkları davet etmektedir. Dönem dönem pompalanan grip salgını gibi haberler, aşŸı tüketimlerini ve yapay koruyucu tedavi harcamalarını artırmaktadır.


ܖzellikle sanayi üretiminin kaydırıldığŸı “çevre ülkelerde” gerekli önlemlerin alınmaması, denetimlerin yapılmaması ile yaşŸanan işŸ cinayetleri, meslek hastalıkları ile birlikte tedavi ve ilaç tüketimleri de artmaktadır. Fiziksel rahatsızlıkları tetikleyen bu çevre koşŸullarına ek olarak, kapitalizmin yarattığŸı yoğŸun ve yapısal işŸsizlik, kitlelerde kaygı, endişŸe ve korkuyu beslemekte, bu da yaygın biçimde ruhsal hastalıklara davet çıkarmaktadır. Bütün bunların yanında, sağŸlığŸa yatırım yapan şŸirketlerin, ilaç ve tedavi kurumlarının sağŸlık harcamalarını kışŸkırtıcı propagandaları, medyayı bu konuda manipüle etmeleri ile birlikte, toplumda “hastalık hastası” insan sayısı artmakta, bu da sağŸlık sektörüne talebi kabartmaktadır.


Neoliberalizmin, özel sermaye birikimine yeni bir kanal olarak sunduğŸu sağŸlık sektörü için, devlet bütçesinde toplanan vergileri ve sosyal sigorta fonlarında toplanan kaynakları, “sağŸlık harcamalarını bir sosyal hak olarak yaygınlaşŸtırmak” gerekçesiyle ilaç endüstrisi ve özel hastanelerin kullanımına sunması da, sonuçta kışŸkırtılmışŸ, yapay bir sağŸlık harcaması sonucunu doğŸurmuşŸtur.

BİR TUZAK OLARAK CHECK-UP


Dr. Osman Elbek: Aslında bir sorun vardı: İnsanların çoğŸu kendilerini “yeterince” sağŸlıklı görüyorlardı. O zaman çözüm sade ve basitti: İnsanlar, “yeterince” sağŸlıklı olmadıkları konusunda ikna edileceklerdi: Her keseye, her sınıfa, her varolma kimliğŸine yönelik gelişŸtirilen paket paket check-up’lar bir “ikna yöntemi” olarak bu dönemde hayatımıza girdiler. Kendilerinin “sağŸlıklı” olduğŸunu düşŸünenler kan, bok, idrar, balgam veya vajinal salgılarının incelemeleri sonucu aslında “normal” olmadıklarını gördüler. “Yeterince” test yaptıranlar, testlerin birisinde kendilerinin “yeterince” sağŸlıklı olmadığŸını gösteren “normal dışŸı” bir sonuca sahip olduklarını fark edip şŸok oldular.

KONGRE PANAYIRLARI VE YAYIN DAğžLARI

Dr. Yavuz Dizdar: Bu tarz bilim anlayışŸı ilimin çok ama çok uzağŸındadır. Bir soruna “açıklama” getirmeye ya da bir “mantık” oluşŸturmaya asla çabalamaz. Amacının orta yerinde “hasta insan” yoktur, tümörünün çapı, kanındaki bilmem ne molekülünün miktarı gibi “ölçülebilir” (çünkü istatistik rakam ister) veriler vardır. Lakin işŸ burada da kalmaz, “düzen oluşŸturma tutkusu” (hakimiyet güdüsü de diyebiliriz), (elektrikler kesildiğŸinde ne yapacaklarını bilemeseler bile) dünyanın geri kalanına egemen olma eğŸilimindedir. Mesela hangi ilacın hangi hastalıkta ve ne kadar kullanılması gerektiğŸini FDA (Food and Drug Administration) gibi örgütleriyle (tıp otoritesi derler) kontrol altına alır. Bizim tıp otoritemiz bile (bir istisna dışŸında) FDA ve Avrupa’nın benzer kurumu EMEA’nın verdiğŸi kararları aynen onaylar. Bütün eli kalem tutan (reçete ve etki gücü olan anlamında) doktor takımının beyinleri, götürüldükleri Amerikan ve Avrupa kongrelerinde bir güzel yıkanır, götürülemeyenler için yerel “update” (güncelleme) toplantıları düzenlenir. Oysa bu kongrelerin çoğŸu bilimsel toplantı alanları bile değŸildir. Bunlar bir cins fuar (‘fair’ ya da ‘marketplace’) ya da panayır özelliğŸi taşŸırlar. Dünyanın her yerinden gelen 10.000 ila 30.000 doktor tek mekanda buluşŸur, tartışŸma yoktur, sadece anlatan konuşŸur. Bir futbol sahası büyüklüğŸündeki salonlarda düzenlenen “preliminary section”larla verilmek istenen mesajlar seçilerek sunulur. Onlara “p değŸeri” denen ve istatistiksel anlamlılık zeminine kurulan sonuçlar yedirilir, akşŸam ikram edilen şŸık yemekler ise sindirim takviyesine yarar.

 

Haber 7               

Paylaş
Tweet Paylaş Paylaş
Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz