Yaşam Haberleri Tümü

Secdem üzerine sinsi oyun!

Sinsi planları hiç bitmiyor densizlerin. Saldırganlıklarına, pervasızlıklarına her daim devam ediyorlar. Azmış ve sapmış bunlar. Zaten Yüce Allah, Kur’an’ı Kerim’de onların bu marifetlerini yüzlerine çarpıyor. Bir gün yaptıkları fitil fitil burunlarından gelecek inşallah!..

Kimden bahsettiğimi siz anladınız... Elbette ki azmış ve sapmış batıl medeniyetlerden. İçlerindeki zalim milletlerden. Dünyayı mazlumlara zindan eden densizlerden. Zulümle abat olacaklarını sanıyorlar. Biz, onların dahi mümkünse kurtuluşa ermelerini arzu ederken, onlar, her dem tarifini bile yapmaya zorlandığımız insanlık ayıbı işliyorlar.

Bir yandan vahşice insanlık kıyımı yapıyor, diğer yandan kendileri dışındaki medeniyetlere olmadık acılar yaşatıyorlar. “Kültür ne, sanat ne, hak ne, hukuk ne?” demeden başka milletlerin maddi manevi değerlerini tarumar ediyorlar. Asıl acı olan ise onlarla kurulan dostluk köprüleri... Bırakın, bizzat mezalimlerine ortak olmalar...

Evet, ne yazık ki bugün İslam’ı yeryüzünden silme projesi olan BOP bizim eş başkanlığımız sayesinde son hızıyla devam ediyor. Biliyorum buna itiraz edenleriniz var. Ancak, öyle değilse neden birileri hala: “Yetti gari bee! Yetmez mi bunca mezaliminiz?” demiyor? ... Neden?..

Sanki sadece bu mu? ...

Yetmedi biz aynı zamanda medeniyetimizi tarumar eden onların Medeniyetler İttifakı projelerinin de eş başkanlığını yürütüyoruz. “Kimmiş bu zevat?” der gibisiniz. Bilen bilir de ben artık demek istemiyorum. Buradan daha evvel çokça defa yazdım. Ancak kimse toz kondurmadı. Yalnız hala bilmeyen varsa şu kadarını ifade edeyim; her iki görevde aynı zatta... Öte yandan bizim coğrafyamız ve medeniyetimiz bu iki projeden sonra sefalet içerisinde...

...

Neyse konu uzamaya müsait. Asıl bu yazıdaki niyetim o medeniyet bozuntularının bizim medeniyetimiz üzerine yaptıkları sinsi plan üzerinde durmaktı. Bundan takriben bir otuz yıl kadar önce; bir çok camimizde hala varlığını koruyan ve saat başı çan sesi çalan duvar saatleri vardı. Düşünebiliyor musunuz mabetlerimiz de günde 24 defa çan sesi. Hele bir de namaz saatine denk gelmişse... Bırakın evlerde dahi yaygındı. Neyse ki duyarlı Müslümanların çabalarıyla o saatlerin çan sesleri iptal edildi de susmuş oldu. Zamanla bunun mücadelesini verdik elhamdülillah!

Benzeri bir başka şey de yine aynı dönemlerde özellikle yaygın hale gelen Yahudi ya da Ermeni işverenleri övmek hastalığıydı. Hangi camiye gitsen, nerede bir Cuma vaazı dinlesen, vaiz, sanki bilinçli bir şekilde işte ‘Müslüman işveren işçisine Cuma namazı izni vermiyormuş da gayrimüslim patron veriyormuş. Bizimkiler sigorta yapmıyormuş da onlar yapıyormuş. Onlar işçisine daha çok maaş veriyormuş da bizimkiler vermiyormuş vs. Belki doğrudur. Ancak, adamlar senin caminde kendi reklamını hem de sana yaptırıyorlar, anlamıyor musun? Nerden baksan bir on yirmi dakika Yahudi’nin Ermeni’nin reklamı ve hem de camimizin kürsüsünden. Neyse o dönemler bunun için de mücadele verdik ve vaizlerimizin bu sinsi oyunun farkına varmalarına vesile olduk. Artık bu hastalık da yok elhamdülillah!..

Tabii boş durmuyorlar dört bir yandan virüs salgılamaya devam ediyorlar. Nice desiselerle aklımızı, fikrimizi, zikrimizi karıştırmaya çalışıyorlar. Şimdi ise yepyeni bir oyunla yine karşı karşıyayız. Bilinç altımıza öğle bir şey kazıyorlar ki farkında bile değiliz. “Nedir?” diyorsunuz tabii... Evet, şimdi de bize secde esnasında küresel kapitalizmin reklamını yaptırıyorlar. Yanlış okumadınız, bugün biz Müslümanlar, hiç de farkında olmadan küresel sermayeye hizmet ediyoruz. Nasıl? ... Herkes bir kendini yoklasın bakalım. Herkes marka marka çoraplar giyiyor değil mi? ... Şimdilerde de markayı bizzat damga gibi yamıyorlar çoraba. Peki neresine? ... Altına... Evet, altına. Biz secde ettikçe arkadaki cemaatin dikkati direk bu markaya takılıyor. Secde de ya! Yani Müslüman’ın Rabbine en yakın olduğu an.

Bugün mazisi neredeyse yıl ile ifade edilebilecek bir zaman dilimine ulaştı. Hele son zamanlarda ne de çok yaygınlaştı. Peki, yerli marka bir çoraba rastladınız mı? ... Ben hatırlamıyorum!.. Peki, bu düpedüz küresel sermayenin reklamı değil midir? ...

Tabii burada reklamdan çok beni sinsi oyun ilgilendiriyor. Asıl amaç reklam olsaydı çorabın her daim görünen bir yerinde olurdu bu marka. Oysa neresine vuruyorlar? ... Altına. Namaz kılınmayan ortamda bu reklam bir anlam ifade eder mi? ... Etmez. Çorap, ya ayakkabının içindedir ve ya ayakta giyili değildir. Ama tam da secde anında arkadaki cemaatin tam karşısındadır.

Ey şuurlu Müslüman; bu  dahi sinsi bir oyundur bilesin!..

Paylaş
Tweet Paylaş Paylaş
Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz